Yine muhteşem bir pazartesi…
Bi çalışan var. Aşırı sorunlu… Eğitimler, birebirler, farklı konuşmalar vs hiç bir çözüm üretmiyor. Hiç bir verisi de iyi değil.
Çalışmaya başlarken;
Ben x vardiyam …’da başlıyor
Ben x molaya çıkıyorum yarım saat telefona cevap vermem vb
İlginç grup içi konuşmalarımız da fazlasıyla var. Ne kadar adım atsan da cevap vermediği gibi çalışırken hedef vb şeyler tutmasa da verimlilik uyulması gereken en önemli hedef ve bu yetenek gerektirmez. Rutine uyarsan sorun yok sonuçta. Bu standart şeylere de uzak olunca kendisi ile bi konuşma yaptık. Değişen bişey olmasa da kötüye gitmesin zararı kabulleneceğiz modundayım. Onun bu eylemleri diğer çalışanlarca komik olsa da işin sonunda biz sonra da projeye zarar veriyor.
Şimdi önemli bi toplantıya çalışan herkes katılacak ve şuan başımıza öreceği çorapları düşünüyorum. Hayal gücüm bile yetersiz kalıyor.
Tek tesellim bu hafta ben gece vardiyasında çalışacağım ve bu gerginliğin uzağında olacağım. Ben uyurken başıma gelen olup bitecek. Uyanınca kucağımda bomba ve ne olduysa olmuş olacak.
O zaman bir sigara da buna yakarım. Eylül de biterken… Gece zifiri dönerken.
Ankara giderayak ulaşıma yağmur engeli koyarak süpriz yaptı. Gerçi Samsun daha beter süpriz yapıyor ya… Aslında sinirlenmem lazım lakin sinirlenmedim. Ankara dışında bi yerde olsam sinirlenirdim muhtemelen. Azıcık daha havasını içime çekeyim. Özleyince hemen bi Ankara havası alayım denilmiyor malum…
Samsun’da olabilecekleri hiç hesaba katmamışım. Her yer sel olmuş. Al sana der gibi…
Ruh halimi siz düşünün:/
Ankara giderayak ulaşıma yağmur engeli koyarak süpriz yaptı. Gerçi Samsun daha beter süpriz yapıyor ya… Aslında sinirlenmem lazım lakin sinirlenmedim. Ankara dışında bi yerde olsam sinirlenirdim muhtemelen. Azıcık daha havasını içime çekeyim. Özleyince hemen bi Ankara havası alayım denilmiyor malum…
Zaman su gibi akıyor. İzmir’de bir kaç gün geçirip oradan Ankara’ya geldim ve şimdi kürkçü dükkanına dönüş zamanı geldi. Her şey o kadar çabuk bitiyor ki. Hiç gidesim olmasa da mecburiyetler var malum. Şimdi yine bi hengâme içerisinde Eylül sevdasını bile hissedemeden başlayacağız.
Yarınlar güzel gelsin. Eylül hep güzel kalsın.
Yaklaşık bi on sene sonra İzmir’e geldim. Belki on seneyi de geçmiştir ya neyse. Denize gitmek için yolda harcadığım süre Ankara’dan İzmir’e araç kullandığım süre kadar vardır sanırım. Bir de önce sol kol şimdi sol bacağım araç kullanırken güneşten bölgesel olarak yandı. Amele yanığı halt etmiş haldeyim. Daha sanayide kazıklanma durumunu hiç anlatmıyorum bile. Son iki günde bi konak yapmadan dönmem heralde. Sonrası yine sövmeye devam eden iş zamanları.
Şimdi ışıltılar içinde bi rakı içip yarın hangi uzun yola çıkacağımı düşüneyim.
Her ay sanki bir sene gibi uzun sürüyor, bitmek bilmiyor. Bir de bir hafta işe gitmemiş olmama rağmen.
Sene başından beri böyle geçti bakalım kalan aylar kaç sene gibi gelecek.
Hayatımın en saçma yolculuklarından birini yapacağım. Ankara’nın yakınındaki bir ile gitmek 1-1,5 saat, gitmem gereken ilçe de 1-1,5 saat. Ben ilçeye direk geçmiyorum birlikte geçelim diyen tanıdık yanına gidip onunla beraber ilçeye geçeceğiz. Peki ne yaşıyorum? Hiç bir fikrim yok.
Ayrıca bunu kulağımı tersten tuttuğum için de Samsun’a dönüş yolu kadar yol yaparak taçlandıracağım. ./
Kalıcı olarak Ankara’ya dönmem için totem falan bişey mi yapsam ya da bi zincir falan mı oluştursak. Artık sabır kalmadı. Her gelişim sonrası yaşadığım şehre dönmek istemiyorum. İşin içinden çıkmaz bir durum. Biz kıyıdan kıyıdan sigara ile efkar üflemeye devam.
Ankara’ya gidişler artık hep uykusuzluk barındırıyor. İki ayak bir papuçta misali. Zamanın hızında kaybolmayayım diye uğraştıkça, gömülüyor insan. Ne kadar çabalasan da yetişmeye, son anda kayıp gidiyor avuçlarından.
On seneye doğru yol alıyor, farklı bir kentte yaşam. Lakin hep bi özlem hep bi iç çekiş Ankara… Kavuşmak hep bayramlarda saklı. Ne zaman dönülür kalıcı olarak bilinmez… Hep bir umut…
Kars’ta askerlik yaparken Ankara’ya gidince yeri öpeceğim diyordum, şimdi de o evredeyim. Yerler mikroplu diye vazgeçiyorum yoksa yapardım .)
Bir kaç saate gelmiş olurum Ankara. Derin derin nefes alıp hasret gidereceğim. Zamana yenilmezsek…




